Richard Phillips Feynman Kimdir? | Feynman Teknikleri

Merhaba arkadaşlar.

Bugün size dünyaca ünlü ve başarıları ile 20. yy’a damga vurmuş dahi bir fizikçiden bahsedeceğim.

Richard Phillips Feynman


Merakı çok küçük yaşlarda başlamış!


1918’de ABD’nin New Yoɾk eyaletinde dünyaya gelmiş olan bilim insanı, tıpkı Enistein gibi konuşmayı geç öğrenmiş. Ancak henüz küçük yaşlardayken bile öğrenmeye ve araştırmaya çok meraklıymış. 12 Yaşındayken komşularının radyolarını tamir ediyor, 13 yaşında ise yüksek matematik(Kalkülüs) kitapları okuyormuş.

Türevi/İntegrali, kendi kendine 15 yaşında enine boyuna öğrenmiş.


Öyle bir insan düşünün ki henüz 15 yaşındayken kendi kendine trigonometriileri algebra, sonsuz seriler, analitik geometri ve hem türev hem de integrali tüm yönleriyle öğrenmiş.
Üniversiteye girmeden önce, kendi yöntemiyle yarı-türev gibi konuları türetiyor ve deneyler yapıyormuş. (Sizce de kulağa delice gelmiyor mu?)

Başarılarını sıralayacak olursak :


  • Lisedeyken, New York Üniversitesi’nin matematik yarışmasını kazanmış.
  • 1935’te MIT’nin Fizik Bölümü’ne girmiş. Fakat MIT’de Kuantum Mekaniği dersi olmadığı için o konudaki kitapları okuyarak Kuantum Mekaniği öğrenmiş.
  • MIT’den mezun olan Feynman, daha sonra doktora için PrincetonÜniversitesi’ne kabul edilmiş. Hatta doktora tezi ile ilgili bir seminer esnasında dinleyiciler arasında ünlü fizikçiler Einstein, Pauli ve Neumann varmış.
  • 1942’de ABD’nin savaşa katılmasıyla birlikte, Manhattan Projesi(atom bombası projesi) için birliğe çağırılmış.
  • Burada Nazilerden kaçıp ABD’ye sığınan, Alman fizikçi Hans Bethe  tarafından kuramsal bölümün önderi olarak atanmış ama bu görevi aldığında henüz 24 yaşındaymış.
  • Manhattan Projesi’nde Feynman, kritik kütle için gerekli olan miktarını tespit etmek için çalışıp hipotezini denemek için Los Alamos’u havaya uçurmadan birçok deney araçları geliştirmiş.
  •  Uranyumun parçalanması sırasında güvenlik sorunuyla uğraşırken, Feynman çalışanların ışıma zehirlenmesinden korunması için prosedürler geliştirmiş. (Çünkü iş güvenliği önemli 🙂 )
  • Savaş sonrası Cornell Üniversites’ne gidip burada atomaltı parçacıkların karmaşık yapısı için basit bir gösterim geliştirmiş. Onun bu gösterimi Feynman Çizelgeleriolarak biliniyor.
  • Savaş bittikten sonra, 1965’te Kuantum elektrodinamiğine yaptığı katkılardan dolayı Itiro Tomonaga ve Julian Schwinger ile birlikteNobel Ödülüne layık görülmüş.
  • Tüm bunların yanısıra şiirle, resimle ve müzikle de ilginiyormuş. En büyük hobilerinen biri de Bongo çalmak.

Gördüğünüz gibi oldukça başarılı bir bilim insanı. Bu kadar bilgiyi öğrenip kullanabilmek için neler yapmış merak ediyor insan!


Biraz daha araştırınca bu başarıyı sağlamak için kullandığı teknikleri olduğunu keşfettim.
Peki ben bunu neden şimdi keşfediyorum?
Çünkü “Fizik derslerinden nefret ediyordum.”
“Bildiğim tek fizikçi Enistein, Newton, Galileo gibi herkesin bildiği fizikçilerdi.” Daha fazlasını okumak için hiç vakit ayırmamıştım.
“Gerçek hayatta nerde işimize yarıcaktı ki ya???”

Bu ve bunun gibi cümleleri zaman zaman her birimiz kuruyoruz öyle değil mi?
Evet bu cümleleri ben de sık sık kuruyordum.
Fizik derslerine oldum olası ısınamayan ve her daim zorlanan bir öğrenci oldum. Her sınav öncesi “Hocam lütfen formülleri sınav kağıdının sonuna yazar mısınız?” diye sorardım hatta (itiraf edin çoğumuz söyleriz bunu).
Bazen hocamız yazardı da, sınıfta çoğu kişinin fizik dersi yine iyi olmazdı.

Ancak bu şekilde kimi kandırıyorduk ki?
Ben fizik öğrenebiliyor muydum?
Öğretmenim benim bilgimden tatmin olabiliyor muydu?
Sınav kağıda yazdıklarım, hafızamda ne kadar kalıcıydı?

Bu soruların cevapları ne yazık ki hep olumsuz.

Çünkü ben hafızamda bilgileri kalıcı hale getirmediğim sürece, ne bir şeyler öğrenebilirdim ne de öğrendiğimi sandığım şeyler kalıcı olurdu.

E tabi “fizik sevmediğim için”, fizikçileri araştırma gafletinde bulunmuyor insan. Araştırmayınca da Richard Feynman’ın Feynman tekniklerinden bir haber oluyor doğal olarak.

Halbuki bilseydim yalnızca 4 teknik ile öğrenmek istediğim tüm bilgileri hafızamda kalıcı hale getirebileceğim bir yöntem ile işler çok daha kolaylaşabilirdi.
O zaman ne hocamdan sınav kağıdına formülleri yazmasını isterdim ne de ömrüm bir sürü şeyi ezberlemeye çalışarak, boşa zaman harcayarak geçerdi.

Velhasıl, isterim ki siz benim gibi “Keşke bunları daha önce okusaymışım” demeyin ve Feynman tekniklerine bir göz atın!

Feynman Öğrenme Tekniği


1. Adım: Konuyu Belirleyin


Boş bir kağıt alın. Öğrenmek istediğiniz konunun başlığını kağıdın en üstüne yazın. Bir şeyi okuyup altını çizmek yerine, elinize bir kağıt bir kalem alarak yazmaya başlayın. Böyle kocaman kocaman yazın, hatta belki renkli kalemlerle.

2. Adım: Konuyu Bilmeyen Birine Anlatır gibi Anlatın 


Kağıdın geri kalanına konuyu hiç bilmeyen birine anlatıyormuşçasına, mümkün olduğunca karmaşık ifadeler kullanmaktan kaçınarak öğrendiklerinizi yazın. Bir çocuğun bile anlayabileceği kadar basit bir dil kullandığınızda kendinizi de konuyu daha derin bir seviyede anlamaya ve konular arasındaki ilişki ve bağlantıları basitleştirmeye zorlamış olursunuz. Aynı zamanda yazdığınızı sesli olarak tekrar etmek çok daha etkili olacaktır. (Bu tekniği sınavlara çalışırken öğrendiklerimizi diğer bir arkadaşımıza anlatarak çoğumuz zaman zaman kullanıyoruz mesela)

3. Adım: Takıldığınız Noktada, Kaynağa Geri Dönün


2. adımda hatırlamakta ya da anlatmakta zorlandığınız yerler olduğunu fark ettiğinizde konu hakkında çalıştığınız kaynaklara geri dönün. Öğrendiklerinizi kağıda aktarabilecek hâle gelinceye kadar tekrar tekrar okuyun ve çalışın. Sözgelimi algoritma sınavınız var ve bir örneği basit yoldan çözmeye zorlanıyorsunuz. Algoritma ile ilgili notlarınızı açın ve çözmekte zorlandığınız soruyu tekrar güzelce inceleyin. Şimdi notlarınızı kapatın ve yeni bir boş kağıt alarak öğrenmiş olduklarınızı yazın, çözmeye çalışın. Olmadıysa tekrardan bakın ve yeniden yazın. Bu aşamayı sorunsuzca hâlletiyseniz, asıl çalışma kağıdınıza dönerek çalışmaya devam edebilirsiniz.

4. Adım: Basitleştirin ve Benzerlikler Kurun 


Artık kağıda döktüklerimizi gözden geçirebiliriz. Einstein’ın “Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” sözünden de anlayabileceğimiz gibi karmaşık bir jargon kullanıp kafa karıştırıcı açıklamalar yapmak yerine, dilimizi basitleştirmek ve benzerlikler kurmak anlamayı kolaylaştıracaktır.


Gördüğünüz gibi bu 4 adımda bahsedilen yöntemlerle yalnızca yalnızca öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda farklı düşünme şekillerine pencere açarak fikirleri baştan aşağı yeniden inşa etmemizi sağlıyor.

Aslında bu teknikleri bir cümle ile özetlemek gerekirse “Öğreterek öğrenin!” diyebilirim. Çünkü birine bir konuyu anlatabilmek için önce o konuyu öğrenmek gerekir. Ezberlenmemiş, öğrenilmiş bilgi de zihinde kalıcıdır.

Siz siz olun işinize yarayacak hiç bir bilgiyi ezbercilik yapıp RAM belleğinizde tutmayın. İyice kavramaya ve anlamaya çalışın.

Neyi ne kadar bildiğiniz, öğrendiklerinizin kalıcılığı ile ilgilidir. Yazın, yazdıklarınızı okuyun ve yeniden okuyun ve yeniden yeniden.

Meşakkatli mi?
Evet.
Ama hiç bir bilgi emek vermeden öğrenilecek kadar değersiz değildir.
Bu cümleyi tanımadığınız birine tüm sırlarınızı anlatmayacağınız gerçeği ile ilişkilendirebilirsiniz. Sizin hakkında spesifik bilgilere sahip olmak isteyen biri önce sizinle tanışmalı ve sizinle vakit geçirmelidir.

Bilgi ile vakit geçirin.
Onu gerçekten öğrenmek istediğinizi çeşitli yöntemleri kullanarak ona bildirin. Sizin onu ne kadar istediğinize ikna olduğunda her zaman sizinle olacaktır.

Öğrenmeyi öğrenin,
Bilgi ile kalın,
kizgibikodla’yın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir